Bu halk Cumhuriyet ve Atatürk’ten vazgeçmez

Mert İnan – Cumhuriyet’in 99. yılını büyük bir coşkuyla kutlayan Türkiye’de, şimdiden 100. yıl heyecanı herkesimden vatandaşı sarmış durumda. Cumhuriyet’in 99. yıl dönümünde Atatürk’ün modern bir devlet yaratma sürecini, devrimlerini ve liğerliğini Dokuz Eylül Üniversitesi Atatürk İlkeleri ve İnkılap Tarihi Enstitüsü’nün kurucu müdürlüğünü de yapan Tarih Uzmanı Prof.Dr. Ergün Aybars ile konuştuk. Söyleşimize başlarken, “Bu ülkeden Atatürk’ü çıkardığınızda geride hiçbir şey kalmaz” diyen Prof.Dr. Aybars şöyle devam etti: “Atatürk, emperyalizmi çöpe atan, modern Cumhuriyeti kuran liderdir. Büyük Önder, İzmir’de Haç’ı denize dökmüş, hilali yüceltmiştir. Atatürk’ü din adına eleştirmeye kalkanlar cahil ve aymaz kişilerdir. İslam’a karşı olan bir insan hilali bayrakta tutmaz, Anayasa’nın koruması altına alıp, ‘değiştirilemez’ ibaresi koymazdı. Ne yaparlarsa yapsınlar Türk halkı Atatürk ve Cumhuriyet’ten vazgeçmez.”

Birtakım çevreler ısrarla ‘Cumhuriyet tepeden inmiştir’ şeklinde söylemler içinde? Bu görüşün haklılık payı var mıdır?

“İngiliz 1688 Parlamento Devrimi ulusal egemenliği meşrutiyet ve demokrasi modeli ile kurarak ilk adımı attı. Batı Avrupa’daki krallıkların demokrasi ile yönetilmesi bu sebeple başarılı oldu. 1776-1783 Amerikan Bağımsızlık Savaşı ve 1787 Amerikan Anayasası ile insanların hür ve eşit olduğu, adaleti istemenin hak olduğu bir düzen kurulması ve 1789’da George Washington’un ABD cumhurbaşkanı olması ile başkanlık artı demokrasi modeli ve 1789 Fransız Devrimi ile de cumhuriyet artı demokrasi modeli oluştu. Bu üç devrimin ortaya koyduğu ilkeler 1948 Birleşmiş Milletler ‘İnsan Hakları Evrensel Bildirisi’nin de esasını meydana getirdi. Türkiye’deki devrimci değişim, kendi özel koşullarının bir sonucu olarak yukarıdan aşağıya doğru olmuştur.”

‘Başlı başına mucize’

“Niyazi Berkes, Cumhuriyet’in ‘Halka rağmen, halk için’ olmasının Türk Devrimi’nin başarılı bir özelliği ve gerçekçi bir yöntem olduğunu belirtir. Kalıplaşmış, ezber ama yanlış algılar söz konusu. Avrupa’da Sanayi Devrimi’ni yaşamış, uluslaşma ve modernleşmeyi tamamlamış ülkelerde mutlaka demokrasi gelmemiştir. 19. yüzyılda Avrupa’da Sanayi Devrimi bir yandan komünizmi bir ideoloji olarak hazırlarken, aynı yıllarda ırkçılığa dayanan ideolojiler de palazlanmıştır. 1. Dünya Savaşı sonrası bu ideolojiler, komünist ve faşist rejimler olarak Avrupa’nın büyük bölümüne yayılmıştır. Bu ülkelerin çoğu, başta Almanya, İtalya, Japonya kendi iç dinamikleriyle demokrasiye geçmediler. 1950’lerin başında ABD’de korkunç bir anti komünist terör estiren Mc.Carthizm 10 binlerce insanın hayatını kararttı. Bu bağlamda Cumhuriyet Devrimi başlı başına mucizedir. Atatürk, hiçbir zaman Batı uygarlığının komünist veya faşist rejimlerini değil, bağımsızlık savaşı verdiği ve mağlup ettiği emperyalist ülkelerin demokrasisini ve Fransız devriminin ilkelerini benimsemiştir. Arnold Toynbee, ‘Biz Batılıların 400 yılda çok kanlı bedeller ödeyerek kurduğumuz demokrasi kurumlarını Mustafa Kemal ülkesinde 4 yılda kurdu’ derken önemli bir noktaya değinmektedir. Bernard Lewis de aynı görüşü belirtir ve ‘Demokrasi bir gecede kurulmaz’ diyerek demokrasinin bir yaşam biçimi ve cumhuriyetin bir rejim olduğuna dikkat çeker.”

Tüm yönleriyle örnek

Atatürk olmasa Cumhuriyet’e geçiş söz konusu olmaz mıydı?

“Modern Türkiye’nin doğuşu büyük bir devrimin eseridir. Türk devriminin gerçekleştirdiği yeni Türkiye, Atatürk’ün eseridir. Atatürk, Türkiye’nin kurucusudur. Bunu başaran Atatürk’ün kendisi Türk toplumu için yeni bir insan tipidir. Bütün eserleriyle, fikirleriyle, kişiliği ile örnek bir insandır. Onu hâlâ örnek bir insan yapan kişiliğini daha gençliğinden görüyoruz. Atatürk, Suriye’de bulunduğu 1908 yılında arkadaşı Müfid’e ‘Bugünün adamı mı olmak, yarının adamımı olmak istiyorsun?’ demiştir. Biz bugün 99 yıl önceyi konuşuyoruz ancak Atatürk, yarının adamıdır. Yalnız Türkiye için değil, bütün mazlum uluslar ve insanlık için yarının adamıdır.”

Atatürk’ün etkilendiği düşünürler kimlerdi?

“Atatürk, Ali Suavi’nin yazılarında ‘Cumhuriyet’ kelimesinden etkilenmiştir. Rousseau, Montesquieu, Didero’nun görüşleri, Durkhaim ve Auguste Comte’un etkisi bu dönem aydınlarını kısmen ancak Atatürk’ü ise 20. yüzyılda çok etkiledi. Özellikle Tevfik Fikret, Namık Kemal, Ziya Gökalp, Türkçülerin ve Garpçıların düşüncelerinin Türk Devrimi aşamalarında laiklik, milliyetçilik, cumhuriyetçilik, kadın erkek eşitliği, halk devrimi konularda etkileri çok açık.”

‘Yıkılmış imparatorluktan bağımsız ülke inşa etti’

Cumhuriyet kurulduğunda, savaştan çıkmış bir ülke olarak Türkiye tablosuna baktığınızda neler görürüz?

“29 Ekim 1923’e öncesi adeta harabe hâlindedir. Orta Çağ usulüyle yapılan ilkel bir tarım ülkesi olan Türkiye’de nüfusun yüzde 85’i köylerde yaşamaktadır. 1927 yılı nüfus sayımına göre nüfusu yaklaşık 13 milyon 500 olan ülkede, nüfusu 40 binden fazla olan ancak 8 şehir vardı. 1924 yılında ulusal gelir yaklaşık 700 milyon lira, kişi başına düşen ulusal gelir ise 65 dolar seviyesindedir. Ürünlerin üçte biri ihraç edilirken, tütün, pamuk, meyve gibi malların ihracına karşılık sanayi mallarının tümü ithal ürünlerdir. Bir yandan da sıtma, uyuz, tifo, dizanteri, trahom, verem, belsoğukluğu, frengi gibi hastalıklar ciddi denecek oranda sorun teşkil ederken, bu sağlık sorunlarla mücadele edecek doktor yokluğu ve yetersiz sağlık hizmetleri de sırada bekliyordu. Atatürk, yıkılmış, parçalanmış bir imparatorluktan bağımsız, modern bir ülke inşa etmiştir.

Tüm gerçeklere rağmen günümüzde Cumhuriyet fikrine karşı rövanşist bir yaklaşım olduğu söylenebilir mi?

“Cumhuriyet’e giden yol, Atatürk’ün devrimci kimliğinin göstergesidir. Ankara’nın başkent oluşu ile atılan adım, Cumhuriyet’in ilanının da habercisidir. Türkiye’nin kendi dinamikleri ile bağımsızlığını kazandığı, oysa Balkan uluslarının Batı’nın büyük güçleri sayesinde bağımsızlarını kazandığı ve krallarının Batılı prenslere verilerek monarşi kurulduğu tespiti ve bu ülkelerin faşizme geçişleri, buna karşılık Türkiye’nin demokrasi idealinden vazgeçmediği gerçektir. Atatürk, Medeni Bilgiler kitabının ‘Hürriyet’ bölümünde, demokrasiyi ideal olarak çok net tarif ediyor. Fikri hür, vicdanı hür ve irfanı hür gençlik istiyordu. Atatürk 1931 yılında, ‘Türkiye Cumhuriyeti’ni kuran Türkiye halkına Türk milleti’ denir. ‘Ne mutlu Türk’üm diyene!’ veciz sözünde iradi bir ulus tanımını tamamlamaktadır. Bu, Cumhuriyet’e yönelik atılmış ilk hakiki adımdı. Cumhuriyet kelimesi Sivas’ta dile getirildiyse de Atatürk bunu akıllı bir stratejiyle engellemiştir. Büyük Önder için öncelikli konu vatanın işgalden kurtuluşuydu. ABD’li General Harbord raporunda Sivas’ta görüştüğü Mustafa Kemal’in Cumhuriyet kurduğunu yazmaktadır. Maalesef ezbere konuşan bir grup sürekli aynı yanlış kalıpları tekrar etmek suretiyle halkın kafasını bulandırmaya çalışıyor.”

‘Dış politika ilkelerini baştan ortaya koydu’

İstiklal Savaşı ve Cumhuriyet’in ilanında ‘Sovyetler olmasa olmazdı’ şeklinde görüşler de öne sürülüyor?

“Atatürk, İstiklal Savaşı’nda dış politikanın ilkelerini açık bir şekilde ortaya koyuyor. Sovyetler’den yardım istediğinde, 2 Mayıs 1920’de Meclis’te, ‘Biz dışarıdan gelecek maddi ve manevi her yardımı alırız. Ancak bunun için millî bağımsızlığımızdan ve millî ananelerimizden asla ödün vermeyiz. Dışarıdan yardım gelmeyecekmiş gibi kendi kaynaklarımızla her an hazır olmalıyız’ diyor. Türkiye Cumhuriyeti bir halk Cumhuriyetidir. İstiklal Savaşı ve Cumhuriyet’in dayanağı Türk milletinin karakterinin yansımasıdır. Cumhuriyet, emperyalizmin denize dökülmesi, hilalin yüceltilip, sonsuza dek bağımsız bir ülkenin varlığının ispatıdır.”

‘Türk devrimi’ nedir?

Atatürk için Cumhuriyet neyi ifade ediyordu?

“Büyük Önder, 5 Kasım 1925’de Ankara Hukuk Mektebi’nin açılışında yaptığı konuşması sorunuzun cevabı niteliğinde. Atatürk, Türk Devrimi’ni şöyle tanımlıyor: ‘Türk devrimi nedir? Bu devrim kelimenin ilk anda akla getirdiği ihtilal anlamından başka, ondan daha geniş bir değişmeyi anlatmaktadır. Bugünkü devletimizin şekli asırlardan beri gelen eski şekilleri bertaraf eden en gelişmiş şekil olmuştur… Büsbütün yeni kurumlar vücuda getirerek eski hukuki esasları temelinden yıkmak teşebbüsündeyiz…’ Atatürk’e göre Türk Devrimi, Türk ulusunu geri bırakmış, yaşama olanağı olmayan kurumları temelinden yıkıp, yerlerine ulusun en yüksek uygar gereksinimlerine göre ilerlemesini sağlayacak çağdaş kurumları koymak ve Türk ulusunu çağdaş uygarlık düzeyine çıkartmak için yapılan ani ve köklü değişimi anlatmaktadır. Türk Devrimi, teokratik devletten, ulusal-laik devlete geçiş ve ümmetten ulus yaratan, Türkiye’yi çağdaşlaştıran bir harekettir.”

 

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.